15 Mart 2011 Salı

bu kadar basit mi

Blogger yasağı Pardus 2011 kurduğum güne denk gelmişti. İlk etapta k-tunnel ile ulaştım. Sonra DNS falan derken wordpress'e aktardım bu blogu. En sonunda DNS ayarları işe yarar ve yasak dinlemez hale geldi. Anlamadığım bunu benim gibi sıradan bir bilgisayar kullanıcısı internetten okuduklarıyla yapabiliyorsa yasağa sebep olan site sahipleri neler yapamaz. Düşünüyorum, insanlar  yayın hakları sahibi kuruluşun yayınını canlı olarak blogundan aktarıyor. Bunu yapabiliyorsa benim internetten okuyup öğrendiklerimle aştığım yasağı zaten çoktan aşmış demektir...Neyse ortada suç olabilir belki ama şu kurunun yanında yaş da yanar mantığı ne zaman bitecek merak ediyorum. Devlet ağ ne zaman tamamen benim olur diye soruyor ama tüm devletlerin aksine insanlık bunun tüm sınırları kaldırdığının çoktan farkında.

daha önce şurada yazdığım yazıdan bir alıntı ile bitiriyorum:


Kitabın sonunda bir "ek" bölümü var ve burada "Bilgisayar Hacker'liğinin Tarihçesi" var. Buradan yağtığım şu alıntı bu kitabı bana hatırlatmaya yetecektir...
"...
Web’i Internet insanları, hakiki sıradan insan üslubuyla oluşturdu.”‘Grup genişledikçe Berners-Lee, Cerf’in Internet Society’sine benzer bir camia olan World Wide Web Consortium’u, Web’in ticari şekilde ele geçirilmesini önlemek için bir çaba olarak organize etti. Berners-Lee, tüm ticari teklifleri kararlılıkla, şahsen reddetti. Arkadaşlarından biri bunu genel bakış açısının tipik bir özelliği olarak nitelendirmişti: “Teknoloji uzmanları ve girişimciler, Web’i sömürmek için şirketler kurup birleşirken, bir soruya kitlenmiş görünüyorlardı: ‘Web nasıl benim olur?’ Bu arada Tim, ‘Web nasıl sizin olur?’ diye soruyordu..."


7 Mart 2011 Pazartesi

2 Mart 2011 Çarşamba

ısınma -2

bir önceki yazıma ve açma-germe hareketlerine devam ediyorum.
şunlar da okuduklarım:
 fatmanur erdoğan önerisiydi bu kitap. çok güzel. faideli eser kategorisinden ramazan ayını müteakip 30 kupona dağıtsın bunu boyalı basın.
bunlar da fatmanur erdoğan'ın blogundan önerdiği kitaplar. ben hiç hazetmedim. olaylara çok farklı baktığını söylese de ben kendimi bildim bileli benzer olaylara benzer görüşler sunulur. doğruluğu sabahlara kadar tartışılsa da sonuca ulaşılamaz. avantaj farklı baktığını söyleyene geçer ama asla servis kıramaz.
 bu kitap murat çokgezen'in ilk kitabı ve haliyle ikincisine göre daha seviyeli. bak yazarken bile kendimi tutamıyorum. gazete okuyan iktisatçıyı büyük hevesle almıştım ama ilk satırlardan başlayarak kitabın kalanına karşı müthiş bir önyargı oluştu bende. kurşun kalemi elime aldım ve resmen harcadım kitabı. daha da okumam.

 ah, sevgili karımın hediyesi. güzel bir kitaptı. bir solukta okudum.
böyle kitapları herkes bir kere okur mu?
 of, koca şubat ayında ya da cüce şubat ayında favorim budur. Selçuk Altun tüm kitaplarındakinden de fazla yer vermiş kendine. Hatta bir sahnede eşiyle beraber mi ayırlıyordu venedikdeki otelden.:)
Şu kelimenin harfleri a-r-a-s-ı-n-a kısa tireler atarak anlatımı mı güçlendirmek meselesi bir şifre olmalı bu yazarı okuyan blogcular arasında. hah ha, bir de bir roman yazarsam günün birinde ana karakterlerden biri mutlaka hesapsız bir para kaynağına sahip olacak. nereden buldun diyen olmayacak. Üstelik kitabın sonuna doğru zaten hesabı olmayan bu parayı değişik yatırım araçlarıyla üj ya da beje katlarım. vergisi mi var bunun. Tüm muzipliğini takınarak karakterlerine ilgilnçlikler yaptırıp onları mosturayı bozdmadan olayların içinden çıkaran kitapçoksever yazarı kutluyorum.
"Tümbeden" lafı neden çok az bu kitapta onu bilemedim. Bir daha ki kitabının kahramanını şarap müzayedesinde görmek isterim. kitabın konusu ya da arka(arak) kapağı her sitede var zaten.

ısınma

yaklaşık bir aydır yazmıyordum. iş güç vs. blogger ne zaman yasaklandı, bende o zaman gireyim şu bloguma bir aydır biriktirdiklerimi yazayım dedim. Şu anda bu siteye erişim yoksa bile yazmamın bir anlamı yok değil. Bir aydır yarı metruk görüntü arzeden blog sayfama tinerciler sahip çıkmadan el atayım da kullanıldığı belli olsun istedim.
önce bir aydır izlediğim üç dört kadar film var onlar gelsin...


bir de kitabını okumaya karar verdim. ama onunda ingilizce olanı var. tam metnin biraz kısaltılmışı. gene de tam olarak bağdaştıramıyorum filmle... özellikle de niro karakteri ne işe yarıyordu filmde hiç anlamadım. Acaba uyuyarak seyrettiğim için mi?

ilkini izlediğimiz için izledik. eğlenceli. 
 aksiyon filmlerinden pek hoşlanmam ama güzeldi. 

son zamanlarda izlediğimiz iyi filmlerden biri. 

bu adamın ilk filmi de süperdi.  bunu izlerken katılarak gülen başkaları da var mı acep?









siyah  kuğu, av mevsimi, zoraki kral, dövüşçü, kubilay...bunlar da izlenecekler.

bloguma dokunma

24 Ocak 2011 Pazartesi

kesin ofsayt

Çok güzel bir kitaptı. Eskiydi ama gazete ve kitabın henüz okunmamışı yeni sayılır. buradan sonrası alıntıdır..." Umberto Eco bir yazısında futbolun dünyada politikanın tutması gereken  yeri aldığını öne sürmüştü. Hatta daha da ileri gitmişti: "Futbol günümüzün en yaygın dini batıl inancıdır. Futbol bugün sahiden halkın afyonudur." Kitabın sonuna geldiğimizde de bunu yalanlayamasak bile televizyon maçı nasıl gol yemeden bitirebileceğimizi öğreniyoruz. Teşekkürler Ümit Kıvanç...

iyi seyirler...

ödülüne kandık izledik. Ortanın altında.
orta.
şu afişteki gözlüklü çocuk var ya işte o harika. film kötü.
eh işte. eşim filmin sonunu hemen tahmin etti. Nasıl yaptığını anladım. Yeşilçam'a biraz daha eğilmeliyim. Aslında pek çok şeyin cevabı "almanlar yenildiği için biz de yenik sayıldık" kadar basit oluyor...









13 Ocak 2011 Perşembe

Mary ve Max

Çok güzel ve keyifliydi.
Müzikler de çok güzel.
Hele şu şarkıyı duyunca...
Bağlantı koymak için şarkıyı ararken sevtap parmana denk geldim. sakın haaa.
youtube açılmıyorsa "doris day + que sera sera "olarak aratın efenim.
not: latince de "her şey olacağına varır" demekmiş...

ucube nedir ne değildir sorunsalı-2...

***
Benim söylemek istediğim o heykelin orada durması ya da durmaması değil, bir vatandaşın beğenmemiş olması da değil. (Arzu eden heykel ve heykeltraş ile ilgili şu yazıya da bakabilir.)

Bazı uyanıkların fırsat bu fırsat diyerek Atatürk'e dil uzatmaktan geri kalmamaları. 

Örneğin şu bağlantı...

"Türkiye'nin kamuya açık yerlerinde ucûbe bir tane değildir ki efendiler; tonladır, kıyâmet gibidir; bunların kısm-ı âzâmı Atatürk'ü konu edindiği için dokunulmazlık kazanmıştır." diye buyurmus sanat ve sanatçının dostu zat-ı muhterem.  Hımmm...

Muhtesem yuzyil protestocuları nedense tarihi sahsiyete hakaretin hedefi Ataturk ise ortalıklarda pek gözükmezler...
Aslında iki ucu .oklu değnek gibi örünüyor mesele değil mi?
Manisa'dan bir avukat çıktı ve şuna benzer birşeyler söyledi :"Atatürk'ü Koruma Kanunu var o zaman Kanuni'yi de koruma kanunu çıkartalım...". 
Hop dedik abey!
Zaten kimsenin kimseye hakeret etme lüksü yok ki. Yasalar vardır. Yargı sürecini başlatırsın ve devam eder. Kısacası Osmanoğulları yurtdışında hayatlarını sürdürüyorlar. Çıkıp dava açsınlar o zaman. Bizim büyük dedelerimizin haremi yoktu, bu dizi onları şehvet düşkünü gösteriyor vs. diyerek yargıya gitsinler.
Atatürk'e gelince iş biraz değişiyor, şöyle ki:  Acaba Atatürk'ün yasal olarak bir  ailesi var mı? Onun soyundan birisi? Dolayısıyla Cumhuriyet savcıları bu yasa gereğince dava açmaya yetkili kılınmış bildiğim kadarıyla. Kanunun çıkış noktası bu. Ama hukukçu olarak bunu biliyor olduğunuzu varsayarsak böyle bir açıklama yapmak için iki neden olabileceği geliyor aklıma: 
1-hazımsızlık ve rövanş isteği
2-Gerçekleri çarpıtmak isteği...

** Resim "http://www.keremdoksat.com/" sitesinden alınmıştır...

ucube nedir ne değildir sorunsalı-1...

Bir ingilizce sözlüğe "ucube" yazınca ya "monster" ya da "monstrosity" çıkıyor karşımıza fakat bunları yazınca ucube kelimesi sadece gelen seçeneklerden biri. Filmlerdeki altyazılara bakılırsa ucubenin karşılığı ingiliz dili ve edebiyatında "freak" ama sözlük "freak" kelimesine karşılık olarak hilkat garibesini veriyor. Aslında hepsi TDK nın Güncel Türkçe Sözlük'teki tanıma uyuyor. Arapça kökenli bir söz ve çok acayip, şaşılacak kadar çirkin olanı tanımlayan bir sıfat. (Bkz.
 
Aslında hepimiz bir yerde bir zaman duymuş ya da kullanmışızdır bu sıfatı. Ekşi ya da LeMan jargonunda "ucubik" olarak karşımıza çıksa da benim aklıma hep Ortaçağ Avrupası fon olarak kullanılmış, bilim kurgu filmlerindeki bir takım yaratıklar gelir.

Ucube sözünün nereden çıkıtğı sorunsalının bir ucu Göktürklere kadar geri götürülebilse de günümüzde bilinen ya da hatırlanan ilk kullanımı geçen hafta bir böyüğümüzün Kars gezisine denk gelir. Tabi kendisi böyle bir söz söyleyince işin nerelere çekilebileceğini farkeden diğer "sayın" böyükler yok efenim o öyle demedi de böyle dedi, aslında dedi ama öyle demek istemedi vs. gargaralarıyla aralarında top çevirerek vakit geçirdiler. Sonradan sayın başbakanın avanesinden biri uyanmış olacak ki ya hu herşey kameralar marifetiyle kayıt altında, bütün Türkiye ve yurt dışındaki temsilciliklerimiz izledi, toparlayalım biz bu işi demiş olmalı. Arada da  yapma ertuğrul sen ilber'in ağzını kapat, hürremle haremle uğraş bizde işimize bakalım demiş olabilir ki zaten herkes "sülümen"e hücum etmiş durumda. Bir hafta sonra son durum şudur; başbakan ben heykel için  söyledim ve zaten beğenip beğenmeme açıklaması yapmak için güzel sanatlar okumuş olmak gerekmez mealinden bir açıklama yaptı... Buraya kadarı zaten aklım ermeye başladıktan sonra bildiğim ülkem, güzel ülkem manzarası...